Cennetin en güzel kokusu

1

 



Yetmiş beş yaşındaki kamburu çıkmış yaşlı adam yol üzerinde dudaklarını oynatarak ilerliyordu. Sol elinin altındaki bastonu yaldız kaplamalıydı. Başını kaldırmakta zorlandığı gözlerden kaçmıyordu. İnsanların yüzlerini saran telaşı, sevinci, huzuru hissetmeye çalışsa da başaramıyordu. İnsanlardan yayılan renkleri algılayamıyordu. Boynundaki ipe bağlı gözlüğünü titrek ellerle gözünün önüne indirdi. Çocukların annelerinin, babalarının ellerini çekiştirerek gerilerinde kalan dükkanların camekanlarında görülen oyuncakları aldırmak için başlarını geriye döndürerek onların vicdanlarına dokunmaya çalışmaları yaşlı adamın yorgun canına dokunmaktaydı. Yanlarına yaklaşıp isteklerini onlara sunmak için yürüyecek gücü kendisinde bulamıyordu. Bazı çocuklar da ailelerini kandırarak ağlıyor süsü vermiş ve isteklerini aldırmışlardı. Diğer tarafta bizim yaşlı karakterimiz günlerdir görmediği hatta aylardır görmediği torununu hatırlamak için hafızasını kurcaladı.

Dudağından hüzünle karışık tatlı bir sözcük yayıldı.

” Dede ‘’

Güneş yavaşça semadan çekiliyordu. Yaşlı adam durağa yürüdü. Otobüs on dakika kadar sonra durağa giriş yaptı. Otobüsün arka tarafına gitmek istemese de yapamadı; gözü kestirmedi. Şoförün üç koltuk arkasına oturdu. Çevresinde kimseler yoktu. İki koltuk arkasında orta yaşlı iki kadın vardı. Kadınların arka çaprazında tahmini on yedi yaşındaki genç, Puşkin’in Yüzbaşının Kızı adlı kitabını okumaktaydı. En arka sıralarda toplamı dördü bulan insan vardı.

Cebinden çıkardığı mendili ağzından dökülmeye başlayacak olan salyalarının önüne serdi.

Yarım saatin sonunda otobüsün mahalleye yaklaştığını gören yaşlı adam yerinden kalkmaya çalıştığı sırada otobüs yol üzerindeki kasisten geçince yaşlı adam koltuğa yığıldı. Mendil yere, gözlüğü de gövdesine düştü. Yorgun cüssesinden hırıltılar yükseliyordu. Şoför aynadan adamı görse de istifini bozmadan yoluna devam etti. Yaşlı adam yerdeki mendili almak için otobüsün durmasını bekledi. Ancak değerli parçasını kaybetmiş gibi gözünü mendilden ayırmıyordu. İki yüz metre sonra otobüs durakta durdu. Yaşlı adam yerdeki mendili almak için bastondan destek alırken diğer boş elini otobüsün iç iskeletindeki demirlerden en yakınına sardı. Yüzü mendile yaklaştıkça kolları geride kalıyordu. Neyse ki kitap okuyan genç, yaşlı adamın dengesini kaybedip yüz üstü düşmesine imkân bırakmadan yerden kaldırdı. Yaşlı adamın iskelete sardığı elini tuttu, yardımcı olarak otobüsten indirdi. Genç yerine oturdu. Otobüs hareket edince adam henüz yüzünü görmediği genci görebilirim umuduyla gözlüğünü taktı. Genç başını önüne eğmiş kitabını okuyordu. Yaşlı adam gördüğü diğer dört kişinin dışında sadece içten gelen yakınlıkla gencin kendisine yardımcı olduğuna inanarak dudaklarını oynatmaya başladı.

Evin yolunu tuttu. Sol bileğinde hafif ağrılar baş göstermişti. Otobüste düşen mendilini almak için kendisini oldukça zorlamıştı. Bastona vücudunu yaslamadan yürümesi zordu. Bileğinin ağrısı yolda sürekli yalpalamasına neden oluyordu. Mahalleye giriş yaptığında çocuklar ayağının dibine toplanarak hep bir ağızdan adama seslenip onun sevgisine ihtiyaçları olduklarını belli eden davranışlarda bulunmuşlardı. Adam beline sarılan kıvırcık saçlı, ince sesli hafif tombul kızı öpmek için önüne eğildi. Kızı alnından öptü. Kız çocukların en büyüğüydü.

Yaşlı adam elini cebine attı. Bozuklukları büyük kıza vardı. Çocuklar sağa sola koşturmaya başladı. Yaşlı adam gülerek yoluna devam ederken çocuklardan birkaç tanesi yaşlı adamla oyunlar oynamak için ona hafiften vuruyor, önüne geçiyor, etrafında dönüyordu. Yaşlı adam etrafında dönen çocuklara içten gülüyor, onlara yetişmek için bastondan destek alarak dönüyordu. Çocukların ilaç etkisine benzer huzurları yaşlı adamın bileğinin ağrısını dindirmişti. Çocukların yaklaşımı yaşlı adam incitici gelmiyordu. Yaşlı adama değen eller adamı sanki gençleştiriyordu. Dışarıdaki insanlar için bu öyle algılanmadığı gibi sarsıcı ve zarar verici bir etki uyandırıyor olacak ki komşular çocuklara seslenince çocuklar adamın elini öperek, ceketine ellerini savuşturarak dağıldılar.

Yaşlı adam yer altında olan evinin kapısını açarken komşu kadının sesi duydu.

” Vural amca, bir saat önce senin kız ile damat geldi. Seni sordu, bizde gezintiye çıktığını söyleyince başını sallayıp arabaya binip gittiler.”

Yaşlı adam sesin geldiği yana döndü,

Kızım, tekrar söylesene. Fazla duymuyorum.

” Ebru geldi. Seni sordu.”

” Essah mı? Torun yanında mıydı?”

” Arabadaydı.”

” Sağ ol!  Sen çok yaşa emmi kızım. Var ol” dedi.

Kapıyı açıp içeri girdi.

Yaşlı adam komşusunun arabada olduğu söylediği torununun, yanına gelen çocukların arasında olabileceğine inanmak istedi. Mahalleye bakan küçük pencerenin önüne geldi, başını dışarıya çocukların olduğu yere çevirdi.

Ah, şu mu? Yok… Şu aynı ona benziyor. O da bunun gibi Haylaz.

Hiçbirinin torunu olmadığına inandığında cümle aleme kızgınlığını belli edercesine dudaklarını hızlıca kımıldatmaya başladı.

Henüz üzerini çıkarmamıştı. Torun hasretiyle kavrulan yaşlı adam, içeriye lavabonun önüne geçti. Kırışmış, yorgun ve kirlenmiş yüzüne baktı.

” Ah Sakine, ah… Ne diye gidersin ki. Bilmez misin, elim ayağım sendin” diye mırıldandı. Elini yüzünü yıkadı.

İçeriye geçtiğinde kızının hemen gitmediğini, bir süre beklediğini düşünmek için kendini kandırdı. Komşunun anlattığına göre geldiği gibi gitmişti.

” Bekleseydin be evladım”

Hava bir saate kararacaktı. Çocuklardan birisine seslenmek için pencerenin önünde durdu. Mahallenin tüm çocukları pencerenin önünde yaşlı adamı görür görmez koşturmaya başladı. Hepsi yaşlı adamın bu saatlerde ne isteyeceğini bilmelerine rağmen yine de yaşlı adamı yakından görmek için birbirini itip kakarak pencerenin önüne doluşmuşlardı.

 

” Dede, aşağı mahalleden az önce geldim. Mahalle ekmek kokuyordu. ”
” Dede bende yeni eve aldım. Bizim bakkaldan. ‘’
” Biz fazla ekmek aldık dede, anneme deyim mi versin bir tanesini”

Yaşlı adam karşısında adeta cennetin en güzel çiçeklerini, yıldızlarını, güzelliklerini ve canlılarını gördüğünü sanıyordu. Gözünden bir damla süzüldü. Çocuklar bunu fark etseler de o damlanın neden düştüğü üzerinde durmadılar.

Adam elindeki parayı çocuklardan birisine uzatırken
 ” kendinizi yormayın’’ dedi.

Parayı almak için elini açık pencereden içeriye uzatan çocuk, parayı aldığı gibi koşmaya başladı. Tüm çocuklar yaşlı adamdan parayı alan çocuğun etrafından koşuşturmaya başladı.

Karşı binada oturanlar, çocukların yaşlı adamın pencere önünde duran sonra toplanıp koştuklarını görünce gülümsemişlerdi.

Pencereden başını uzatan kadın, çocuğunun çocukların arasında koştuğunu görür görmez başını hemen yaşlı adamın evine çevirdi. Yaşlı adamın beyaz saçları açık pencereden görünüyordu… Kadın iç geçirdi.

 

Pencere önüne doluşan çocukların çıkardıkları seslere gülümseyen yaşlı adam gözleriyle ekmeğe giden çocuğu aradı. Çocuk, diğer çocukların arasında duruyordu. Ekmeği bir başka çocuk tutuyordu. Çocuk diğer çocuğa nispet edercesine pencereden içeriye uzanarak ekmeği salladı. Diğer çocuk bu duruma sessiz kalmadı. Ekmekten artan parayı vermek için elini içeriye uzattı. Yaşlı adam odanın kapısına vardığında bir çiçeğin doğuşuna kulak kabarttı.

” Dede, dede. Para? ”

Yaşlı adam çocuğun tatlı serzenişine karşılık vermedi. Odanın köşesinden geriye baktığında çocuk hala kolunu içeriye uzatmış duruyordu.

” Sen kimin çocuğuydun? Hamdi'nin mi? ”
– Evet
” Kardeşine, kardeşine bir şeyler al”
– Tamam dede, dedi. Sanki adamın bunu söylemesine bekler gibi gözden kayboldu.

Yaşlı adam kuru ekmeğin yanında iki üç dilim kalmış peyniri ve on kadar zeytini ve bir yanı ezilmiş domatesiyle karnını doyurmaya başlarken, balkonlardan kadın sesleri yükseliyordu. Her bir ses yaşlı adamın cennet bahçesindeki çiçeklerin ismini haykırıyordu.

Vural Bey, sırtını arkasına yasladığında sırtından çatırdamalar içeriye doluştu. Tekrar doğrulup önünde kalmış iki adet zeytini yemeye yeltenirken kapısı çaldı. Yerinden zar zor ayaklandı, hemen yanında duran bastonuna sarılarak kapıya koşar adım gitti. Kapıyı açtığında, oğlunun geldiğini haber eden kadın vardı. Elinde bir tabak vardı.

 

” Vural Amca buyur… Rahmetli Sakine Teyze sizin zeytin yağlı sarma ve dolmayı çok sevdiğinizi söylerdi. ”
Yaşlı adam titreyen eliyle uzatılmış tabağı tuttu. Dili varmıyordu konuşmaya. Kırk yıllık eşinin ismini tekrar duyduğunda hezeyana uğramıştı.
 

Vural Bey dudaklarını kımıldatarak konuştuysa da ne dediğini anlayamayan komşusu, yaşlı adamın yarasını dokunduğunun farkındaydı. Kadın güzel bir etki bırakacağını düşündüğünden öyle söylemişti. Yaşlı adamın bu kadar kırıcı durumda olacağını düşünememişti. Özür dilemeyi aklından geçirdi de sözünü edemedi. Zira özür sözünü etmesi, yaşlı adamı tam bir üzüntüye sevk edebilirdi. 

Vural Bey, komşusunun yüz ifadesini net göremese de vicdanının aldığı hali ve sesini anlamıştı. Başını kaldırdı, gülümsedi. 

” He ya. Çok severim. Rahmetli tuzu ya az ya da çok koyardı.”

Komşu kadın gülümsedi,

” Vural Amca afiyet olsun.” 

Vural Bey konuşacağı sırada merdivenlerden patır kütür sesler duyuldu. Merdivenin ucunda cennet bahçesindeki çiçeklerinden bir tanesini gördü.

Çocuğa güldü. Çocukta ona gördü. Kadın da ikisine güldü. Çocuk aradaki mesafeyi adeta zıplayarak kapattı. Yaşlı adamın önünde durdu,

” Dede, biber acı haberin olsun.” 

” Senin tatlılığın tüm acıyı yener.” dedi.

Çocuk başını annesi çevirdi,

” Anne, acıyı yarışta yenerim değil mi?”

Vural Bey elini çocuğun başına uzattı, saçlarını okşadı ardından elindeki tabağı kadına uzattı, çocuğun sık ve güzel kokulu saçlarını öptü. Çocuk, adamın iç dünyasındaki torun hasretini ayaklandırmış olduğundan habersiz adamın elleri arasından çekilip merdivenin başında durdu.

” Dede, gece niye var?” dedi.
Kadın çocuğunun sorduğu bu anlamsız soru karşısında Vural Beye baktı. Vural Bey ise gülümsüyordu.

” Güzellikler dinlesin diye var” dedi sonra devam etti,
” Senin ve senin gibiler dinlesin diye gece vardır evladım.”

Çocuk acul hareketle elini kaldırdı. Açık kapıdan karanlığı gösterdi.

” Dede şimdi çıksam yorulurum öyle mi? ”
” Korkmaktan yorulursun evladım.” dedi.

Çocuk başını sol omuzuna çevirdi, gözlerini adama uzattı. Manalı bir bakışla dedesine baktı.

Kadın,” Hadi eve gidelim. ”
Çocuk apartman girişinden, dedesinin kapısının önüne adeta uçarak geldi.

Kadının elini tutarak merdivenden çıkan çocuk, başını geriye çevirdi.

” Dede durma bak yorulursun.”

Vural Bey minnet duygusuyla gözlerini kapattı. Çocuğun söylediği sözün içtenliğinin her kıvrımına yayılmasını bekledi. Apartman kapısından görülen karanlığa baktı. ‘’ Evet, yorulurum ‘’ dedi. Kapıyı kapatarak içeriye geçti.

Saatler önce çocuklara seslendiği pencerenin önüne geldi. Etrafa bakındı. Kimseler yoktu. Yolun karşısına geçen iki kedi dışında gözüne çarpan hiçbir siluet ortalıkta yoktu. Evden yayılan ışıklar, sesler kulaklarında ve gözlerinde yer etmiyordu. Arkasında duran kanepeye oturarak yarım saat kadar yeri seyretti. Derin bir nefes alarak doğruldu, kanepeye uzandı. Ellerini başının altında birleştirdi.

*****

Devam edecek.

Etiketler

Yorum Gönder

1Yorumlar
  1. Emeğinize sağlık, çok dokunaklı olmuş. Yaşlı insanların bir kısmı yalnız bırakılıyor maalesef, sanki kimse yaşlanıp aynı durumlara düşmeyecek. Mahalledeki çocuklar da ne tatlıymış, şimdikiler kafasını telefondan, oyundan kaldırmıyorlar ki insanları tanısınlar.

    YanıtlaSil
Yorum Gönder